Gazetemiz Köşe Yazarı Çağlar Atmaca'nın 'Yekta'nın Paylaşımları, 3. Dalganın Ayak Sesleri mi?' başlıklı yazısı.
Yahşihan Belediyesine yönelik art arda düzenlenen operasyonlar, şehrin gündeminin en önemli başlıklarından biri hâline geldi. Hatırlayacaksınız; önce eski Belediye Başkanı Osman Türkyılmaz, Ayyıldız Konutları'yla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınmış ve irtikap suçlamasıyla yargılanmıştı. Osman Türkyılmaz tutuklu yargılanırken bu kez de dönemin Belediye Başkanı Ahmet Sungur, aynı binayla ilgili aynı suçlama kapsamında düzenlenen operasyonla gözaltına alındı ve tutuklandı. Yerine Aydın Demirdirek başkan vekili seçildi.
Yargılamalar farklı dosyalar üzerinden yürütüldü. Önce Ahmet Sungur, ardından Osman Türkyılmaz tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Mahkeme sürecinde önce Ahmet Sungur, ardından Osman Türkyılmaz irtikap suçundan hapis cezası aldı.
İddianameler ve kamuoyuna yansıyan ifadeler, beklentileri oldukça yükseltmişti. Ancak tutuksuz yargılama kararları, mahkemelerin verdiği hapis cezalarının süreleri ve kararların kesinleşmesine kadar tutuksuz yargılamanın devam etmesi gibi gelişmeler kamuoyunda tam anlamıyla bir keşmekeşe neden oldu.
Cezasızlık algısı ve yargıya güven gibi konular dilden dile konuşulurken, diğer taraftan cezalandırılan siyasilerin ortaya attığı "kumpas kuruldu" söylemlerine yönelik inançta dahi artış yaşandı.
Her şey bitti, kapandı ve geçti derken gözler istinaf sürecine çevrilmişti ki bir sabah, bomba etkisi yaratan yeni bir operasyon dalgasıyla güne başladık.
Bu kez İl Jandarma Komutanlığı ekipleri tarafından sabahın erken saatlerinde operasyon düzenlendi. Gözaltına alınan isimler bir bir öğrenildikçe işin ciddiyeti de ortaya çıkmaya başladı. Bu operasyonda hem İl Jandarma Komutanlığı hem de Cumhuriyet Başsavcılığı oldukça profesyonel bir süreç yürüttü. Operasyonlar tamamlanıp gözaltılar gerçekleştirildikten sonra kamuoyuna yönelik bilgilendirmeler mümkün olduğunca şeffaf ve açık bir şekilde yapıldı.
Eski belediye başkanları Osman Türkyılmaz ve Ahmet Sungur'un yanı sıra her iki ismin yardımcıları Osman Uluyurt, Cemil Şerbetçioğlu, Ulaş Biçer ve daha birçok isim olmak üzere toplam 37 kişi hakkında gözaltı kararı verilmişti.
Geçen yılki ilk operasyonlar magazinleştirilmiş, işin ciddiyeti ve özellikle Ulaş Biçer'in mal varlığı gibi konular büyük ölçüde göz ardı edilmişti. Bu kez ise operasyonlar çok daha şeffaf yürütülüyordu. Ulaş Biçer'in araçları, yazlığı ve diğer mal varlıkları kamu kurumlarının açıklamalarıyla gündeme geliyor; evlerde ele geçirilen paralar, mermiler, silahlar ve tapu sayıları kamuoyuyla paylaşılıyordu. Hatta para sayma anlarına ilişkin görüntüler bile servis ediliyordu.
Gözaltı süreci ve adliyeye sevk anları adeta anbean kamuoyuyla paylaşılıyor, şüphelilerin kelepçeli görüntüleri medyanın görüntüleyebileceği şekilde organize ediliyordu. Devlet, adeta ciddiyetini ortaya koyuyor ve "Devletle oyun oynanmaz" mesajı veriyordu.
Mahkeme sonucunda 9 kişi hakkında tutuklama kararı verildi. Ev hapsi ve adli kontrol kararı alan isimler de vardı.
Çok geçmeden ikinci bir operasyon daha düzenlendi. Bu operasyonda Belediye Başkan Vekili Aydın Demirdirek ve yardımcısı Satılmış Serkan Yıldıran da gözaltına alınan isimler arasındaydı. Böylece Yahşihan Belediyesini 2009 yılından bu yana yöneten üç isim de tutuklanmış oluyordu.
İkinci dalga operasyonda Ulaş Biçer'in eşi, baldızı, kayınvalidesi, hatta eşinin teyzesi bile dosyada yer alıyordu. Bu kişilerin üzerindeki tapuların sayısı ve lüks araçların modelleri de kamuoyuyla paylaşılıyordu. İşin magazinleşmesine izin verilmiyor, dikkatler sürekli vurgun iddialarına, paraya, tapulara ve evlerde ele geçirilen on binlerce mermiye çekiliyordu.
Üstelik bu kez dosyanın konusu yalnızca irtikap değildi. Çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, yönetmek ve örgüte üye olmak gibi suçlamalar söz konusuydu. Daha önce ayrı bir soruşturmada ele alınacağı belirtilen imar uygulamaları ve başka inşaatlarda yaşandığı iddia edilen irtikap olayları da gündeme taşınıyordu.
Masumiyet karinesi, yani herkesin suçu kesinleşene kadar masum sayılması ilkesi, yaşanan gelişmelerin gölgesinde belki de yeterince hatırlanmıyordu. Belki de hatırlanıyordu ama kamuoyuna yansıyan delil ve belgeler, yürütülen soruşturmanın ciddiyetine ilişkin güçlü bir kanaat oluşturmuştu. Devletin de bu özgüvenle hareket ettiği izlenimi doğuyordu.
Tutuklu yargılananlar, ev hapsi alanlar, adli kontrol şartıyla serbest bırakılanlar ve doğrudan tahliye edilenler derken Türkiye günlerce bu dosyaları konuştu. Yahşihan'ın nüfusu ve yolsuzluk iddialarının boyutu sosyal medyanın başlıca gündem maddelerinden biri hâline geldi.
Tutuklu yargılananların farklı illerdeki cezaevlerine sevk edilmesi de sürecin dikkat çeken gelişmelerindendi. Hiçbir şey ilk dava sürecine benzemiyordu. Operasyonu emniyetin değil jandarmanın yapması, görüntülerin servis edilmesi, dosya içeriğine ilişkin kamuoyu bilgilendirmeleri, ev hapsi kararları, ikinci dalga operasyonlar ve tutukluların başka illerdeki cezaevlerine nakledilmesi, olayın boyutunu gözler önüne seriyordu.
Tam da Fatma Betül Sayan Kaya, Mustafa Sarıgül derken Yahşihan gündemden düştü diyecektik ki ev hapsinde bulunan Ahmet Sungur'un eski koruma şoförü, ilk yargılama sürecinde verdiği ifadelerle birçok suçu itiraf ettiği öne sürülen Yekta Niyazi Yıldırım'ın paylaşımları Yahşihan'ı yeniden gündeme taşıdı.
Yahşihan Belediyesinin sır küpü olarak bilinen ve Ahmet Sungur'un özel hayatına da yakından tanıklık eden Yekta Niyazi Yıldırım, WhatsApp üzerinden paylaştığı hikâyelerle olayın boyutunu farklı bir noktaya taşıdı.
Eski siyasetçilerin ve şehrin en tanınmış iş insanlarının isimlerini açıkça yazarak paylaşım yapan Yekta Niyazi Yıldırım, adeta dosyanın mevcut isimlerle sınırlı kalmayacağını anlatıyor. Daha önce adı hiç geçmeyen yeni isimler, ortalıkta görünmeyen eski siyasetçiler açıkça suçlanıyor ve Yıldırım, bunlara ilişkin belgelerin elinde olduğunu iddia ederek çeşitli paylaşımlarda bulunuyor. Üstelik mağdur olduğunu belirttiği isimleri de yazıyor, ada ve parsel numaraları veriyor, belge paylaşıyor.
Paylaşımların içeriğinin açıklığı ve isimlerin açıkça yazılması, bende bunların yalnızca iftira olabileceği yönünde bir şüphe oluşturmuyor. Tam tersine, böylesine kritik bir süreçte her şeyi açıkça yazması, Yıldırım'ın artık eteğindeki bütün taşları dökmeye başladığı izlenimini uyandırıyor.
Savcılığın da bu paylaşımlara kayıtsız kalamayacağını ve söz konusu iddiaların çoktan incelemeye alınmış olabileceğini düşünüyorum. Öyle ya, belki de Kırıkkale tarihinin en büyük suç örgütü olduğu iddia edilen bir dosya kapsamında ev hapsinde bulunan bir kişi, belge ve bilgiler paylaşarak yeni isimleri gündeme getiriyorsa, buna kimse kayıtsız kalamaz.
Yekta iftira atıyorsa zaten ateşler içerisindeyken kendisini daha büyük bir ateşin içine atıyor demektir. Yok, anlattıkları gerçekse 3. dalga operasyon geliyor demektir.
Yahşihan'ın yolsuzluk dosyaları artık belgesellere konu olacak bir hâl aldı. Yargılamalar tamamlanıp dosyalar kesinleştiğinde Manşet Gazetesi olarak bu süreci belgesel niteliğinde ele alabiliriz diye düşünüyorum.
Ancak şu an bir gazeteci olarak en çok istediğim şey, Yekta Niyazi Yıldırım ile röportaj yapmak. Adli süreç buna izin verir mi bilmiyorum. Şayet hukuken bir engel yoksa bunu gerçekleştirmek istiyorum. Yazılı röportajda duygu aktarımının eksik kalacağını düşündüğüm için görüntülü bir röportaj yapmayı planlıyorum.
Hem Yekta Niyazi Yıldırım'ı hem de anlatmaya çalıştıklarını anlamak, kamuoyuna aktarmak ve tarihe bir not düşmek adına bu röportajı gerçekten çok istiyorum.
Yasal bir engel söz konusu olmazsa, soruşturmanın gizliliğini ihlal etmeden ve masumiyet karinesini gözeterek yeni soruşturmalara konu olabilecek iddiaları, Yekta Niyazi Yıldırım'ın açıklamalarını ve elindeki belgeleri kayıt altına almak, kamuoyuyla paylaşmak ve mesleki olarak yapmam gerekeni yerine getirmek istiyorum.
Umarım başarırım...
Takipte kalın.