Gazetemiz Köşe Yazarlarından Çağlar Atmaca'nın 'CHP'nin Sağ Alerjisi' başlıklı köşe yazısı.
Türkiye’de sağ sol kavramının ortaya çıkışı daha eskilere dayansa da Türk Siyasetinin önemli bir parçası haline gelmesi 1965 seçimlerinde CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’nün “Ortanın Solundayız” söylemine dayanmaktadır.
1959 yılında gerçekleştirilen sol menşeili Küba Devrimi, bütün Avrupa’yı etkilemiş gençler arasında solculuk popülist hale gelmişti. Türkiye’deki yansıması ilk etapta Avrupa kadar güçlü olmasa da 1961 yılında sol menşeili Türkiye İşçi Partisi kurulmuş ve küçük de olsa CHP tabanında yer alan gençlerden oy alacak duruma gelmişti. 1965 seçimleri, İsmet İnönü için bir varlık seçimiydi. 1960 darbesinden sonra yapılan 1961 seçimlerinde Demokrat Parti’nin devamı iddiasıyla kurulan Adalet Partisi, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi, toplamda oyların yüzde 62,4’ünü almış, CHP ise yüzde 36,7 oy alabilmişti. Her ne kadar seçim sonucunda CHP birinci parti olsa da tek başına iktidar olacak yeterliliği sağlayamamış, Demokrat Parti’nin mirasçısı olan partiler koalisyon hükümeti kurabilecek güce erişmişlerdi. Ancak Darbecilerin tarafı yeni bir kriz çıkmaması için İnönü’nün Başbakanlığı tarafındaydı ve bunu da açıkça dile getiriyorlardı. Bu sebeple Adalet Partisi, askeri karşısına alamadığı için CHP ile koalisyona girmek zorunda kalmıştı.
1965 seçimleri bu sebeple İsmet İnönü için varlık seçimiydi ve tek başına iktidar olacak oy alması gerekiyordu. Çok iyi bir asker, çok büyük bir devlet adamı olan İsmet İnönü aynı zamanda çok kötü bir siyasetçiydi. 1965 seçimlerinde oy oranı %1’lerle tarif edilen Türkiye İşçi Partisinin, CHP oylarını böldüğü düşüncesiyle CHP için “Biz ortanın solundayız” açıklamasını yapmıştı. Oysa İnönü solcu falan değildi, hatta solcu olduğu için ve sol faaliyetlerde bulunduğu için birçok kişiyi cezalandırıp, idam ettirmişliği bile vardı. Ancak kendi tabanından küçükte olsa oy kaybı meclis aritmetiğini fazlasıyla etkiliyordu, çünkü 1961 Anayasasına göre seçim barajı uygulanmıyor milli bakiye sistemi sebebiyle %1-2 oy alan partiler dahi mecliste 5 -6 sandalye ile temsil edilebiliyordu. Bu da koalisyon kurulabilmesi için çok ciddi bir sayıya işaret ediyordu. Aslında CHP için bu adım bugün %50+1’i sağlamak için küçük partilerin önemine benzer bir durumdu. Nasıl ki bugün Kürt oyları için partiler, terörün uzantısı olan partilerden daha çok Kürtçülük yapıyorsa, İnönü’de o gün solcu olmayı tercih etmişti.
Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel meydan meydan gezip, “bakın bunlar solcu” tarzı konuşmalar yapıp, Türkiye’nin siyaset hastalığı olan din üzerinden sola karşı bir politika yürüttü. Hatta bu dönemde “Ortanın Solu Moskava’nın Yolu” sloganını kullanarak CHP’yi, Rusçuluk ile suçladı. İnönü yaşlıydı, İnönü yorgundu, İnönü başarılı bir siyasetçi değildi… Kendisini anlatamadı, Süleyman Demirel ile laf yarışına giremedi, Adalet Partisi kadar sistemli çalışamadı en önemlisi Türkiye’de tutmayacak sol hareket İnönü’nün kucağında kaldı.
1965 seçimleri sağ – sol tartışmaları üzerine yaşandı. Daha sonra 68 kuşağının ortaya çıkmasıyla sağ – sol tartışması, çatışmaya dönüştü ve Türkiye ile hiçbir organik bağı bulunmayan bir ideolojik bölünme ortaya çıkıverdi. 1965 seçimlerinin CHP için hezimet ile sonuçlanmasıyla birlikte CHP içinde iç karışıklık ortaya çıktı. CHP’de İnönü “Milli Şef” unvanıyla ölene kadar genel başkanlık sıfatı bulunduğundan partide genel sekreterlik makamı seçimle iş başına gelinebilen en yüksek mertebeydi. Ve İnönü sonrası için Turhan Feyzioğlu ve Bülent Ecevit arasında yarış çoktan başlamıştı.
Seçim sonucunda Turhan Feyzioğlu’nun başını çeken ve 48 milletvekilinin bulunduğu gurup “Ortanın Solu” kavramından dolayı İnönü’ye bayrak açtılar. Bu guruba göre CHP, Atatürkçü, Türkçü ve Milliyetçi olmalıydı. Bu gurubun karşısında ise Romantik Gazeteci – Şair Bülent Ecevit’in başını çektiği sol gurup yer alıyordu. 1967 yılında yapılan Olağanüstü Kurultayda Genel Sekreterlik için Ecevit ve Feyzioğlu karşı karşıya geldi. Bu kongrenin kazananı İnönü’nün desteğini alan Ecevit oldu ve aynı kongrede Ortanın Solu kavramı partinin resmi görüşü haline getirildi. 8’ler olayı olarak bilindiği üzere Turhan Feyzioğlu ve 8 milletvekili için de ihraç edilmenin önü açıldı. Turhan Feyzioğlu bu kongreden hemen sonra beraberindeki 48 milletvekiliyle istifa ederek Güven Partisini kurdu. CHP çok büyük kan kaybetti. Genel Sekreterlik yarışını kazanan Bülent Ecevit ise İnönü ile anlaşamadı ve bir süre sonra İnönü CHP üyeliğinden ve Genel Başkanlığından istifa etti. Evet, evet yanlış okumadınız Bülent Ecevit gibi İsmet İnönü'de CHP üyesi olarak vefat etmedi. Yani Ortanın Solu kavramı İnönü’yü CHP’den, CHP’yi ise milletinden koparttı.
Sol ve Sağ kavramları Türk’lerin dününe ve bugününe ışık tutacak kavramlar değildir ve hiçbir zaman da olmamıştır. Yani Türk olan ve Türk ülkelerinde yaşayan insanların kendini solcu sağcı olarak tanımlaması çokta doğru bir yaklaşım değildir. Zaten Türkiye’de sol ile sağ gerçek fikriyatının da tam zıddında konumlanmıştır. Fakiri temsil eden sol zenginlerin, zengini temsil eden sağ ise fakirlerin olmuştur.
Sol ilk etapta tarihi düşman Ruslarla ilintili görüldüğü için toplumdan destek görmedi. Sonrasında ise 1968 kuşağının üniversiteler başta olmak üzere sokak olayları başlatması ve anarşist bir dönemin yaşanmasına sebep olduğu için sağduyulu toplum tarafından hiç kabul görmedi. Dolayısıyla yer yer Bülent Ecevit ile sol partilerin oy oranlarında yükseklik izlense de sol çizgide hiçbir parti tek başına iktidar olamadı.
Sol ile Sağ yer yer yakınlaşma içerisine girdi elbette ancak hiçbir dönem kan uyumu sağlanamadı. 1974’te Ecevit ve Erbakan hükümeti kuruldu, yakın zaman sonra İstanbul’da açılışı yapılan bir heykel yüzünden hükümet dağıldı ve ülke çok uzun bir süre hükümetsiz kaldı. Yine Ecevit ile Bahçeli AK Parti’den önceki son hükümeti kurdu ama hem Apo’nun idam edilememesi hem de ekonomik kriz, seçim gelmeden hükümetin dağılmasına sebep oldu. Zaten her iki koalisyon hükümeti de kurulduğundan dağıldığı güne kadar sağ-sol ayrışması üzerinden şiddetle tartışılır vaziyetteydi.
Sağ ile Solun son kaynaşma çabaları Deniz Baykal zamanında başladı. Baykal, sağ siyasetin bayraktarı olan Süleyman Demire ile yakın ilişkiler kurdu ve Demirel’in referansıyla bazı sağcı isimleri milletvekili yaptı ama tutmadı. Kılıçdaroğlu döneminde ise sağa açılma projesi daha derinlik kazandı. Mansur Yavaş’ın 2014’te Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı yapılmasını izleyen süreçte önce İYİ Partinin seçime girebilmesi için milletvekili temini sağlandı sonra ittifak kuruldu ve bu ittifak 5 sağ partinin olduğu 6’lı masaya kadar yükseldi. 2014’te başlayan süreçten sonra milliyetçi muhafazakar illerde sağ kökenli adayların yanı sıra babaocağı CHP olan isimler de sağcı gibi davranışlarla seçmenin gözüne girmeye çalıştı. Mesela Ekrem İmamoğlu, ilk aday olduğunda sağ kökenli aileden geliyor şeklinde pazarlanırken, camide okuduğu Kuran üzerinden PR çalışması yapılıyordu. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Kırıkkale’de Ahmet Önal CHP’nin taban oyunun 2 katından fazla oy ile belediye başkanı seçildi. Bunun altında Ahmet Önal’ın CHP’li değil de milli konularda ülkücü dini konularda milli görüşçü gibi davranmasının etkisi yok mudur? Ya da CHP milletvekilliği seçiminde 2. Sıraya, Belediye Başkanlığı seçiminde ise Meclis Üyeliği adaylığına bugün belediye başkan yardımcısı olan Ömer Eldemir’i koyup ülkücülüğü üzerinden PR çalışması yapılmadı mı? Bu durum sadece Kırıkkale için değil, emin olun İzmir gibi solun baskın olduğu yerler haricinde her yerde aynıdır. Ya sağ kökenli siyasetçiler ya da sağcı gibi davranan siyasetçiler…
Ancak Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığında diretilmesiyle bu durum sekteye uğradı. CHP’nin sağa açılımına olumlu cevap veren seçmen bu dayatmadan ne kadar rahatsız olsa da desteğini birden çekmedi. Birden çekmedi derken Sinan Oğan’a oy atan kesim tam olarak bu tablonun sonucudur aslında. Ancak bir sene sonra yapılan yerel seçimlerde CHP’nin sağa açılımına sağ seçmen tam kadro destek verdi. Türkiye Genelinde sanki sadece AK Parti ve CHP varmış gibi bir seçim yaşandı. İstanbul, Ankara, Kırıkkale bunlara en iyi örnektir.
Ancak gelinen noktada kan uyuşmazlığı belirli alerjileri ortaya çıkarmış durumda. Henüz tam olarak bir sorun oluşmasa da belirtileri ortaya çıkmış durumda. Aslında Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla başlayan süreçte en doğal Cumhurbaşkanı adayı Mansur Yavaş iken CHP tarafından sürekli görmezden gelinmesi bu konuda bir rahatsızlık yaratıyordu. CHP seçmeninin sol köken aşkı, sağ seçmenin dışlanıyor muyuz görüşü sessiz sessiz içi kemirir hale gelmişti. Keçiören Belediye Başkanının istifasıyla CHP’nin sağ alerjisi resmen dışa vurdu ve kızarıklıklar meydana gelmeye başladı.
Ferit Demir gibi CHP’li Gazeteciler, Barış Yarkadaş gibi Kılıçdaroğlu’cu CHP’lilerin yanı sıra tabandaki solcular bir bir sağ düşmanlıklarını kustular. İşte bizim çocuk, hepimizin ‘kesin bir yerlere gelir’ dediği hitabetiyle, hepimizin hoşuna giden CHP eski Kırıkkale Gençlik Kolları Başkanı Furkan Çelebi! Sosyal medya hesabından istifa süreciyle ilgili açıklama yaptı. Bu ne sağ düşmanlığıdır böyle, bu nasıl bir CHP küçük olsun bizim olsun kafasıdır öyle. “Babaocağında mutfakta yetişenle sonradan eklemlenenin farkı da aşikardır.” Diyerek CHP’ye sonradan katılanları çürük elma ilan etti. Ön seçim vurgusu yaparak CHP içerisinde kadrolaşamayanlara (ki bu neredeyse imkansızdır) CHP’de siyaset yapabilmesinin önünü kapatmak istiyor. Bu sadece bir örnek Furkan çok sevdiğim bir kardeşim, yerel gazete olduğumuz için yerel örneklerin daha anlamlı olacağından onu öne çıkarttım ama Furkan’ın çizdiği kırmızı çizgi, genel CHP kanısında çok daha kalın, sert ve keskin görülüyor.
Aslında bahsettiğim şeyi Özgür Özel de tehdit olarak gördü ki gurup konuşmasında bu duruma dikkat çekerek bunun sağı solu yok dedi. Topuklu Efeyi örnek göstererek soldan da çıkar diyerek konuyu ört pas etmeye çalıştı. Ancak İstifa eden Keçiören Belediye Başkanı hakkında açılmış davaları bir bir sayarak Mesut Özaslan’a hırsız dedi ve bu saydıkları davaların tümünde diğer şüphelinin Mansur Yavaş olduğunu hiç umursamadı. Yine CHP saflarına katılan sağ kökenli Cemal Enginyurt, sağ-sol tartışmasından rahatsız olmuş olacak ki bu konu hakkında CHP’ye zarar veriyorsunuz diye paylaşım yapmak zorunda kaldı.
Uzattım ama uzun uzadıya anlatmak istedim. CHP’nin sağa karşı tutumu ve sağa açılma politikaları üzerine kitap yazılsa yeridir. CHP 1965’ten bu yana sağa açılmaya çalışıp milliyetçi muhafazakâr oylara talip olan bir parti. Ancak paylaşıma kapalı bir örgüt. Kendi imkanlarıyla kazanacağı hiçbir seçimde sağ kökenli aday akıllarının ucundan dahi geçmez, ihtimal yok ise Ekmelettin İhsanoğlu’nu bile aday yaparlar. Anketti, 6’lı masanın çoğunluğu biz karar aldık, önseçim, parti içi demokrasi gibi hep bir bahaneleri vardır ama asıl sebep sağa olan alerjileridir. Bence Kemal Kılıçdaroğlu’nu genel başkanlıktan etme sebeplerinin temelinde de sağ ile aşırı yakınlaşması bulunmaktadır. Mansur Yavaş cumhurbaşkanı adayı yapılır mı diye bekliyoruz ama kazanacak başka bir aday bulsunlar Mansur Yavaş’ı Ankara’ya hatta Beypazarı’na belediye başkan adayı bile yapmazlar.
CHP artık bir karar vermelidir, Solda mıdır? Ortanın Solunda mıdır? Kürtçü müdür? Sağcı olmadıklarını ve sağa karşı tutumlarını zaten biliyoruz. Ortanın Solunda iseler kapalı kapılarını halka açıp herkese siyaset imkanı tanısınlar. Yok soldalarsa açık açık sağa karşı tutumlarını açıklayıp, insanların umutlarıyla (Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı adayı olması) oynamasınlar! Recep Peker faşizmini artık bıraksınlar…