SİMİT FALAN HİKAYE!..
Hangi televizyonu açsam,
Hangi gazeteye baksam,
Nereye çevirsem kafayı, hep o!..
Üşenmedim,
Biyografisinin olduğu internet sayfasını evirip çevirip,
İttirip kaktırıp okudum.
Bilmem kaç kardeşin büyüğüymüş de,
Yokluk yoksulluk içinde geçen ömürle birlikte sadece kendi değil bütün kardeşlerin sorumluluğunu almış da,
İnşaatlarda çalışmış,
Ayakkabı boyamış,
Hamallık,
Amelelik,
Seyyar satıcılık,
Evlerden eskiler toplamak dahil,
Simit satmış simit de, (nerenin nemenem simidiyse simitçi hariç satan kim varsa, köşe oluyor valla!)
Sonra;
Kafada yanan ampulle birlikte İstanbul’a gelmiş miş!..
Hurdacıda gördüğü bilmem neyin aparatını bir liradan alıp,
Yüz binlerce liradan binlercesini binlerce adama satıp büyük büyük paralar kazanmış mış!..
Cenabı hak,
“Yürüme lan, hatta koşma bile, aha sana limuzin gönderiyorum hem uçanından, hem kaçanından hem de yüzeninden… üstelik, deposu dolu, direksiyonunda şoförü olduğu halde… bas gaza, ister sörf yap rüzgarla, ister seviş deniz suyuyla keyif de senin, zevkte” demiş adeta…
Uçaklar,
Evler,
Villalar-yalılar,
Yatlar-katlar-fabrikalar,
Hepsinde üçer beşer sekreterler, asistanlar!..
Vay babam vayy!..
Kafayı yiyeceğim!..
Psikolojim bozuldu,
Depresyona girdim okuduğum her satırla birlikte.
Ulan ben salak mıyım,
Aptal mıyım,
Ortalamanın altında mı zeka seviyem,
Normal görünüşümün ardında bir semelik-sefillik-serserilik neyim varda ben mi anlamakta zorluk çekiyorum, bilmiyorum ki!..
Zengin bir babanın yukardan yedinci evladı olmama rağmen (benden evvelki altı abimin sorumluluğunu taşımadım demek istiyorum!) kendi kazancımı kendim yerim hevesi ile (Taa o zamanlar vardı solculuk ruhumda!) şimdiki halk bankasının olduğu binanın inşaatında çalıştım, fırfırik Ahmet abi ile turşu sattım, sonradan sucu olan Aslan abi ile ayakkabı boyadım, evden kaçıp bodrum-kuşadası gibi turistik yerlerin otellerinde garsonluk yaptım-barmenlik yaptım…
Bir tek “simit” satmadım simit!..
Tüm mesele simit mi yani?!..
Evet simit sanırım!..
Bizi yönetenlerin kimi Ali dayının fırınından alıp sattığını söylemişti simidin, kimi bayatlamış olanları akşamdan buharla yumuşatıp taze diye sattığını…
Ve zannımca,
Sezgin Baran Korkmaz da onlardan ilham alıp ders çıkarmış olmalı ki, (benim gibi ekmeği karnına yememiş adam!)
Simit satarak geldiği İstanbul’da tesadüfen, hurdacıda gördüğü her eve çok lazım bir aparatı, bir liradan alıp trilyonlar kazanarak Türkiye’nin sayılı ve saygın iş adamlarının içerisin de yerini almış..!
Kafayı yiyecek,
Çıldıracaktım az daha…
Her işi yap, bir tek simit satarken o hurdacının önünden geçme!..
Olacak iş değil!..
Ve sonuç!..
Bizim simitçi güzeli önce Avusturya ceza evlerinin misafiriyken, şu an, Ermeni ortakları ile birlikte Amerikanyayı dolandırmaktan “Dalton kardeşlerin en uzunu Avarel’in koğuş arkadaşı!..
Özetle diyecek olursak;
Ben dahil kimsenin kafayı yemesine,
Depresyona girmesine,
Akıl sağlığından şüphe etmesine gerek yok!..
Simit falan hikaye;
Çok laf yalansız,
Çok para haramsız olmaz..!
Nokta!..
Not: ( bildiğim, üç beş simitçi var Kırıkkale de, şu an protokolde yerleri de var Allah için. Onların ve onlara protokolde yer verenlerin sonunu da görürüz inşallah yakında!)