GAZETECİ DEĞİL MİLİTAN!..
Babam sevse de,
Yollar yürümekle aşınmaz,
Dün dündür, bu gün de bu gün deyip bir gün önceki sözünü boşa çıkaran çoban Sülüyü sevmem de savunmam da diyordum,
Hem sevdim ömrünün sonun da, hem de savundum!..
Arapça-Farsça-Osmanlıca ve yeni Türkçe okuyup yazmasına,
Vakti saatinde sırf yeni Türkçe bilgisi (1927 yılının sonu) nedeni ile belediye başkanı seçilmesine Niğde valisi tarafından,
Yıllarca Azapoğlu camiin de gönüllü imamlık yapmasına rağmen babamın, sırf dini kullanıyor, milleti din ile kandırıyor diye Necmettin Erbakan’ı sevmem, savunmam diyordum,
Sevmek savunmak bir tarafa,
Üstüne bir de akraba olduk adamla.
Biri bana nereli olduğunu,
Neye inandığını,
Cinsini-cibiliyetini,
Şeklini-şemalini hatırlamazsa Alparslan Türkeş gibi,
Hatırlamam, savunmam diyordum,
Nereli olduğumu,
Neye inandığımı,
Cinsimi-cibiliyetimi,
Hatırlattılar, hem Türkeş’i savunur oldum, hem onun devlet adamlığını…
Gıcık oluyordum Cemal Enginyurt’a.
Görünce televizyonda sıfatını,
Okuyunca gazetelerden haberini,
Hele birde rahmetlik Sadi Somuncu gibi devlet adamı, insan sevdalısı, Türk ve Türkiye milliyetçisi bir adamı sırf demokratik hakkını kullanıyor,
Yani
Cumhur başkanlığına adaylığını koyuyor diye tartaklaması,
İfrit etmişti beni…
Elime geçse dövüp-sövüp,
Bir kaşık suda boğasım vardı
Ama
Yıllar geçti,
Zaman akıp dünya döndü,
Adama bir şeyler oldu.
Ona olurken, onu göz hapsine alan bana da oldu.
Adamın nüktedanlığını gördüm.
Tiyatroculuğunu,
Profesyonel sanatçı edası ile taklit ve dublaj yeteneğini izledim ekranlardan tüm Türkiye gibi.
Devlet adamı oldu adam kısaca;
Milletin malını,
Yetimin hakkını savunur oldu…
Ama
Kime karşı ?!
Gazeteci kimliği ile ekranlarda boy gösteren bir avuç militana karşı… (Çünkü, AKP genel başkanından kesin talimat var diyorlar; Herhangi bir vekil, Bakan, AKP il ve ilçe yöneticilerinin şart ve koşullar ne olursa olsun, muhalefet milletvekilleri ile televizyon tartışmasına çıkmaması konusunda!)
Olmadı!..
Olmuyordu zaten.
Adamlar yandaş, yalaka ve sorumsuz.
İnancı;
Cebi ve cüzdanı ile sınırlı hepsinin.
Saygısız hareketleri,
Küfürbaz ve hakaret dolu dilleri,
Cahil-cühela deyimleri,
Bilgisiz-görgüsüz davranışları
Pervasız
Salak ve aptalca hitap ve nereleri ile düşündükleri meçhul fikirleri ile olmazdı da…
Muhatap almamak lazımdı,
Alındı madem bir kez, tekrar edilmemeliydi…
Lakin,
Yıllardır temcit pilavına döndü, aynı adamlarla aynıdan daha yakın sözde tartışmalar.
Şiddet iyi bir şey değil.
Hele gazeteci, doktor, öğretmen, görevi başında memur amir kim varsa işini yapan, dayağa maruz kalmasına şiddetle karşıyız…(şiddet kelimesini burada kullanabiliriz!)
Ancaaakkk!.
Bir de ata sözümüz var bizim;
“Nush ile uslanmayanın hakkı tekrir, tekrir ile uslanmayanın hakkı kötektir” diye.
Cemal Enginyurt fazlaca üzmesin kendini bence…
Bu kez Enginyurt’u savunmak adına değil de,
Bir gerçeğin gözden kaçmaması adına işaret ediyorum;
Dövdüğü,
Mesleğini icra eden,
Bu yolla evini geçindiren, işini yapan gazeteci falan değil…
Yalakalığı-yandaşlığı meslek edinmiş militan…
Militanlığın ise fıtratında, dayak yemek var,
Hakarete uğramak,
İtilip-kakılmak, kovulup-ötelenmekte var…
Harbiden
Ve
Hakikaten militan değil de gazeteci olsalardı bu ve gibiler,
Milletvekili Barış Atay dövüldüğünde, gerçek gazeteciler dövüldüğünde, hemşerimiz eski vekil dövüldüğünde birkaç kelam eder, yalandan da olsa üzüntülerini ve kınamalarını belirtirlerdi.
Var mı böyle bir şey?