ESNAF ODALARI!..

Esnaf kökenli olduğumdan ilgiliyim oda ve kuruluşlara…

Ki:

Zaten,

Temelden taraftarıydım toplumun her kesiminin örgütlü birlikteliğine,

O nedenle çıkmıştı adım “komünist” Ahmet´e.

Gerek işçi,

Memur,

Emekli,

Gerekse köylü olsun,

Ama

Örgütlü olsundu benim için.

Kimse birbirini sömürmesin,

Kimse kimsenin üzerinden kazanmasın,

Kazanırken aptal yerine koymasın kimse kimseyi,

Üstünlük sağlamasın hiç kimse birbirine…

Taraftarıyım ben beni bileli,

Temennim de, mücadelem de bu yönde aklım yetti yeteli.

Ancak Türkiye gerçekleri benim temenni ettiğim gibi değil maalesef…

Kimi atmışlarda,

Kimi yetmişlerde falan kurulmuş nerdeyse herkesin bir örgütü var, var olmaya da, üyelerinin çıkarını korumak, onların sömürülmesini, kandırılmasını, emeklerinin zayi olmasını engellemekten çok, yöneticilerinin hayatını kolaylaştırmaya, onları zevk –i sefa, şatavat-ı kelam, zenginliği ikram içinde yaşatmaya yönelik var olmuş gibiler.

Hele ki,

Son yirmi yıldır kanunlar da yapılan değişikliklerle birlikte ayarlanabilir delege ve üye yapısı sayesin de  seçilen, ölünceye kadar koltuğundan kalkmamak üzere seçiliyor, ki, bu da ikinci tezimin gerçek olduğunu doğruluyor.

Yaklaşık kırk yıldır ESOP başkanlığı yapan Süleyman Köstekli hakkın rahmetine kavuştu geçtiğimiz ay malum, yerine geçici olarak biri seçilecekti illaki yönetimden, seçildi. (bakmayın siz oy birliği ile seçildi falan laflarına. Resmen mücadele oldu beş kişinin arasın da, tüm teamüller ve gelenekler yıkılarak seçildi şu an o makamda oturan arkadaş, hayırlı uğurlu olur inşallah üye ve esnaflara)

Seçimin nasıl olduğu,

Kimin kime ne söz verdiği,

Kimin kimden neyi beklediği,

Ve

Aldığı,

Yada

Seçilenin ismi ne, benim umurum değil…

Derdim,

Daha önce olduğu gibi esnaf sorununa çözüm için kurulmuş oda ve örgütlerin kişisel hesap ve ahbap çavuş ilişkileri ile işlevsiz hale getirilmemesi…

Yalana gerek yok!..

Şu an bile oda ve örgütler, sadece üyelerinden aidat almak, başındaki adamların hayatını kolaylaştırmak, rahatını sağlamak için varlar!..

Mesela,

Pandemi dönemin de onlarca insana ekmek veren lokantalar kapanır, çalışanları çaresiz ve aç bırakılırken onlara ses, onlara nefes olacak veya olması için kurulmuş “lokantacılar odasının” nerdeyse kırk yıldır (üç aşağı-beş yukarı)başkanlığını yapan şahsın bir demecini duydunuz mu basın yada sosyal medya hesaplarından?

Feveran etti mi,

Yetkilileri uyardı mı,

Veyahut

Binlerce lira sermaye  ve emekle kurulmuş lokantaların elektriğine, suyuna, tabela veya ilan vergisine belediye bünyesin de  katkı sağlayacak girişimi oldu mu? ekonomik desteğini gören var mı en küçük bir köfteciye dahi?

Lokantacılar  oda başkanının lokantasının yerini, yanında sigortalı olarak kaç kişinin çalıştığını sormuyorum bile!..

Yani demem o ki;

Şu an odaya başkanlık yapan bir çok adamın esnaflığı sadece vergi levhasından ibaret, yoksa nasıl başkanlık yapsınlar ki, nokta!..

Ve

Bu nedenle Kırıkkale bir adım ilerleyemiyor,

Gelişemiyor,

Zenginleşemiyor,

Ve

Oturan, selası verilmeden oturduğu koltuktan kalkmıyor.

30 yıl aidat verdim,

30 yıl söyledim-söylendim, kimseye anlatamadım meramımı, aslında müstahak yaşadığı her şey onlara ama yine de dayanamıyor insan!..

Bu gün esnaf ağlıyor,

İflaslar,

İntiharlar,

Birbiri peşi sıra, kafasını vuracak taş, derdini anlatacak “marko paşaları” bile yok zavallıların!..

 Ve

Bu ortam da her zaman olduğu gibi yine zenginleşen, ilerleyen ve gelişenler, bize katkı sunsun diye omuzlayıp koltuğa oturttuklarımız!..

Ne diyelim?!

Hayırlı uğurlu olsun!..