BİR ŞİŞE SU!..
Adam, hararetli hararetli küçük bir şişe suyun bile üç tl olduğunu anlatırken kendisine sorulan soru üzerine ,
Elinde baston,
Kafasında takke,
Ayağında cizlavut lastik,
Cüssesinin verdiği avantaj
Ve
Havucunun düzgünlüğü ile dimdik ayakta durduğunu tahmin ettiğim yaşlıca bir zevat, konuşulanları kenardan dinlerken aniden,
Ve
Hiç üstüne elzem değilken,
“içme” diyerek röportajın ortasına balıklama dalıverdi tek kelimeyle.
-içmeyim de öleyim mi? Dedi mikrofona konuşan en az onun kadar yaşlı olan…
-evde iç çık!..
-evde su bedava mı?
!!!!
Yirmi senede öyle bir insan türü ile tanıştı ki ülke,
Atsan atılmıyor,
Satsan satılmıyor,
İtsen itilmiyor,
Çeksen gelmiyor,
Eğitsen yanaşmıyor,
Anlatsan hiç dinlemiyor….
Çünkü,
Her şeyi o biliyor!..
Eskiden “had” vardı…
Hukuk,
Adalet vardı insanların kendi aralarında yazılı olmayan.
Sınır vardı ve o sınır insanların onuruydu.
Oraya kadar idare edilir,
Hoş görülür,
Anlayışla karşılanır,
Empati kurulup Sezar´ın hakkı Sezar´a teslim edilirdi.
Şükür!..
Yirmi sene de ne onur kaldı ortada,
Ne haysiyet,
Ne anlayış,
Ne empati,
Geçtim insanların arasında kurulmuş ve yazılı olmayan hak-hukuk adalet anlayışının yaşamasını, toplumsal mutabakat sağlanarak deftere geçirilip düzenlenmiş ve bir arada, kardeşçe ve barış içerisin de yaşamanın temeli sayılmış yazılı kanun-hukuk ve adalet anlayışı bile iki bin sene önce en güvendiği tarafından sırtından hançerlenerek öldürülmüş Sezar´ın yanına,
Yani,
Yerin yedi kat altına gömüldü.
Dayı diyor ki mealen,
Küçük su bile üç lira oldu nasıl yetişeyim iki bin beş yüz lira maaşla ay sonuna,
Diğeri,
Sanki tüm hayati ihtiyacın çarşıdan alınabilecek bir küçük şişe su ile giderileceği zannıyla “içme”
Yada
Evinde “iç” gel diyor…
Üstelik,
İki elini dayayıp anca ayakta durabildiği bastonu kaydırmadan...
Sanki evde su bedava!..