Koçum dersin bir adama,
Kubarır,
Dikilir,
Hali-tavrı koça benzemeye başlar o andan itibaren.
Aslanım, dersin,
Bir kademe daha ileri götürür duruşunu bakışını yürüyüşünü…
Sanır yelesi var,
Pençeleri güçlü,
Dişleri keskin,
Ormanın değilse de alemin kralı…
Hele bir de tosunum dersen var ya!..
Breh breh breh!..
En verimli çağında abaza gezerken,
Seksen beş yaşında yirmilik- yirmibeşlik kızları koluna takıp renkli gazetelere boy boy fotoğraf veren Süha Özgermi gibi ulusal hovarda sanır kendini bir anda…
Sıfat çok…
Söyleme biçimi ve yeri de farklı…
Aynı adama inek dersin mesela, bozulur…
Eşşek dediğin de kavga çıkar,
Hele bir de AYI,
Yada
İt
Veya Yılan dersen cinayet sebebidir.
Halbuki
Hepsi de yerkürede ayrı ayrı bazen de aynı misyonu yüklenmiş Hayvanlar aleminin birer üyesidir.
Dedim ya,
İlle de birini o alemden bir canlıya benzeteceksen ortam çok önemli.
Söyleme biçimi ayrıca önemli,
Ama
En önemlisi de söyleyen ağız,
Ve
O ağızın sahibidir.
Ağızın sahibi ekonomik,
Sosyal,
Kültürel,
Ve makamsal gücü taşıyorsa bünyesinde,
Herkese her şeyi söyleme hakkı vardır,
Ne dayak yer, ne dövülür, ne de öldürülme tehlikesi yaşar.
Bilakis,
Taltif edilir,
Vekil yapılır,
Hatta
Bakan bile olur tıpkı Beşir Atalay gibi…
Ne demişti bir seçim öncesi Kırıkkale için,
Kıytırık Kırıkkale!..
Aksi ise şayet o ağızın sahibi,
Hakarete maruz kalır.
Anasına avradına yedi göbek ötesine küfür yediği gibi,
Yakalanırsa dövülür,
Öldürülmese de ölümle tehdit edilir.
Tıpkı birkaç gün önce sahnede komiklik yaparken işi soytarılığa kadar götüren delikanlı gibi.
O ne demişti?
Kırıkkaleliler çadırda kımız içer, tek bir cadde üzerin de gidip gelir falan filan!..
Dediğim gibi;
Ekonomik,
Sosyal,
Ve
Makamsal gücün yoksa ağzından çıkana dikkat edeceksin.
Yoksa!
Önün de iki örnek var…
Biri değilsen öteki olursun.