Nusrettin abinin “ Ertuğrul´u görüyor, konuşuyor musun” sorusuna Lütfü abi,
Aha arayım da görüş diyor,
Ve
Telefonu çeviriyor öğlen saat 13 gibi…
Hoş,
Beş,
Çoluk-çocuk muhabbetinden sonra kapatıyorlar telefonu…
Karabasanın en karanlık,
Uykunun en derin,
Gecenin en koyu olduğu,
Yani
Saat 03 civarını gösterdiği sıralarda acı acı çalıyor Lütfü abinin telefonu…
-Lütfüüü!..
Saat gecenin üçü!..
Yaş,
Uykuya kıyamama uğruna akşam çayı tüketmemenin altı,
Ulusu-Kızılayı aylak aylak gezmek için bindiğin belediye otobüsünün “dıt” dediğinin üstü…
Henüz tilki uykusuna yeni dalmış,
Kötü bir şey olmuşun telaşı ve endişesi ile kendine gelen Lütfü abi,
-Ne var la? Diye ünlüyebiliyor kim olduğunu bilmeden telefondaki akşamdan kalma sesin sahibine…
-Nusrettin´i bana bi ver hele la!?
Anlıyor ki sesin sahibi öğlen Nusrettin´le birlikteyken aradıkları çocukluk arkadaşları Ertuğrul…
Biraz sersemlik,
Biraz telaş,
Biraz şaşkınlık,
En çok da uyku bölünmesin adına beş yıldır vaz geçtiği akşam çayının yerine uykusunu bölen “bed” sese öfke ile,
-ulan biz Nusrettinle öğlen saat birde beraberdik şu an gecenin üçü… gündüz birlikte geziyoruz diye gece de birlikte yatmıyoruz ya oğlum!..
Kıssadan hisse!..
Maltepe pazarında seçim çalışması yapmakta olan otel ayısı lakaplı Anap Gaziantep milletvekili Mustafa Taşar´a, süper emeklilerin hükümet tarafından kandırıldığını söylediğinde bir vatandaş,
“oohooo yahu siz hala koyduğumuz yerde mi otluyorsunuz” demişti.
Demem o ki;
Bazıları zamanı istedikleri saatte,
İstedikleri günde,
İstedikleri yılda durdurabiliyor…
2002 yılında hırsızlık,
yolsuzluk,
Yoksullukla mücadele edeceklerini söyleyerek iktidar olanlar bu gün,
Arada yirmi yıl yokmuş gibi,
Rüşvet,
Hırsızlık,
Haksızlık,
Adaletsizlik
Ve
Daha bir çok şey yokmuş, yaşanmamış gibi hala tüm bunlarla mücadele edeceklerini söyleyerek iktidarlarını korumaya çalışıyorlar…
Gece saat üç!..
Çiş´e kalkma korkusu ile akşamüzeri içmediğin çağın rehaveti olsa da tatlı uyku da,
Çarşı, Pazar,
Cadde-bostan avaz avaz,
Yum gözünü istersen rehavetle az biraz…
Biber kırk, patlıcan otuzbeş, benzin uçmuş-motorin hepten kaçar,
Olmuş herkes Nusrettin, Ertuğrul, Lütfü Ayvaz…
Ve
Üstelik saat gecenin üçü,
Bir yanda kasıklarını patlatırcasına sıkıştıran mesane, diğer yanda telefona Nusrettini isteyen Ertuğrul…
Uyu uyuyabilirsen,
Durdur zamanı durdurabilirsen;
Deve kuşu misali,
Şayet kafayı toprağa gömmemişsen..!