Bay Kemal’den, Kemal Beye…
Yakın Türkiye tarihinin en çok dengeleri bozan siyasetçisi bana göre kuşkusuz Meral Akşener’dir. MHP içerisindeki muhalefeti bir araya getirmesi, MHP’de başarısız kurultay denemesi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine tüm algılara karşı direnmesi, İYİ Partiyi kurması, kurduğu partiyi meclise sokması, millet ittifakında yer alıp meclis dengesinin yanı sıra, %50+1 aritmetiğinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerini dengeye oturtması, 2019 yerel seçimlerinde ittifak halinde girip AK Parti hegemonyasına son vermesi…
Sayılır gider Meral Akşener’in son 10 yılda yaptıkları ve Türk Siyasetine etkisi ama Türkiye’de her başarının bir cezası olduğu gibi Akşener de cezalandırıldı…
Hem de ayağa kaldırdığı, iktidar hayali kurdurduğu, yerel yönetimlerde iktidar olmasını sağladığı seçmen ve siyasetçiler tarafından cezalandırıldı. 2023 Genel Seçimlerine giderken değişim isteyen bütün yurttaşlarının umudu millet ittifakı iken; millet ittifakı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından 6’lı masaya çevrildi. “Kazanacak Aday” derken “Kazanacak Adam” kastını ihmal etmişti ki, 6’lı masada milletvekili rüşvetiyle Kemal Kılıçdaroğlu kendi adaylığını dayattı Akşener’e. Olmaz dedi, kapıyı gösterdiler, kapıdan çıktı, Erdoğancı dediler, geri geldi bacımız dediler, seçim kaybedildi - Akşener halkı çıktı, bu kez de kalkmasaydı kazanırdık dediler, ihaleyi Akşener’e yıktılar.
Meral Akşener haklıydı, Kemal Kılıçdaroğlu ile olmazdı. Bugün 13 seçim kaybetmiş Kılıçdaroğlu ile olmaz diyenler o gün 12 seçim kaybeden Kılıçdaroğlu’dan başkası olmaz dediler. Aslında tuzağa düşen sadece Akşener, İYİ Parti, değişim isteyen yurttaşlar değildi. Asıl tuzağa düşen Kemal Kılıçdaroğlu’nun ta kendisiydi.
Çünkü hem AK Parti Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olmasını istiyordu, hem de CHP’de iktidar olmak isteyenler Kılıçdaroğlu’nu istiyordu. Kuşkusuz AK Parti seçimi kazanmak için Kılıçdaroğlu’nu istiyordu ve haklıydı ama CHP’liler neden istiyordu? Çok basit, CHP Genel Başkanlığı koltuğu için…
Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel, Ali Mahir Başarır, Veli Ağbaba gibi isimler tezgâhı çoktan kurmuşlardı. Kemal Kılıçdaroğlu adaylığa zorlanacak seçimi kazanamazsa kurultaya gidip CHP Genel Başkanlığı koltuğu devralınacaktı. Şayet kazanırsa seçimi Parlamenter sisteme geçiş zorlanacak, Kılıçdaroğlu partisiz Cumhurbaşkanına dönüştürülecek, İstanbul ile ilgili tüm yolsuzların üstü kapatılacak ve CHP Genel Başkanlığı koltuğu ele geçirilecekti.
Diyebilirsiniz ki Akşener’in dediği gibi İmamoğlu kazanacak aday olsa Kemal Kılıçdaroğlu’nu hiç zorlamaz aday olur ve kazanırdı hiç sorun kalmazdı. Hayır, öyle değil! Zira o gün İBB’de meclis çoğunluğu AK Parti lehineydi ve İmamoğlu aday olduğu an İBB el değiştirecekti. İmamoğlu Cumhurbaşkanı adayıyken bugün yargılandığı dosyaların tümü patlayacak hem seçim kaybedilecek hem de özgürlüğünü daha erken kaybedecekti. Kimse Ekrem İmamoğlu mağdur edebiyatı yapmasın, Ekrem İmamoğlu dosyasını (en azından iddianame) inceleyen herkes her şeyi çok açık bir şekilde görür.
Seçim Akşener’in dediği gibi sonuçlandı. Akşener haklıydı denilirse Ekrem İmamoğlu’nun cesareti sorgulanacaktı. Önce o yıpratıldı, masayı devirdi, Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürdü dediler. Kimse Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve Deva Partisine milletvekili rüşveti verildiğini sorgulamadı. O iş hallolunca Kılıçdaroğlu’na bayrak açtılar. Kurultay kartını açtılar ama Kılıçdaroğlu partisine hakim bir figürdü.
Ekrem İmamoğlu yine Genel Başkan adaylığına soyunamadı çünkü aday olmak için İBB’den istifa etmesi gerekiyordu ve yukarıda yazanlar nedeniyle yapamazdı… Özgür Özel devreye sokuldu, yıllar öncesinden anket şirketleriyle PR çalışması yapıp Genel Başkanlığa hazırlanan Özgür Özel aday yapıldı.
Ancak yeterli değildi delegeye hakim olunamıyordu. İşte bu mutlak butlan davasına konu olan şeyler o süreçte gerçekleşti. Kimse yok öyle bir şey diye maval okumasın! Daha Kurultay yapılmadan, İstanbul İl Kongresi sürecinde bizzat kurultay delegesi olan, o gün Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyen bugün Özgür Özel’in yanında yer alan isimlerden duydum bu olayları. Ne mahkeme vardı, ne gizli tanık, ne ifade ne de dava vardı ortada. Sadece İstanbul İl Kongresi yapılmıştı ve Kadıköy İlçe Kongresi öncesi yaşananlar herkesin dilindeydi. Hatta 2019 Yerel Seçimlerinde İstanbul’da bir haftalık kampanya süreci takibi yaparken millet ittifakında yer alan partilerin temsilcilerinden bizzat duydum yaşananları. Yani açık seçik yapılmıştı, gizli saklı yoktu. Sakınca da görülmüyordu, nasıl görülsün ki seçmene para vermek mutlak butlan sebebi olsa Türkiye’de birçok seçim geçersiz sayılırdı nasıl olsa.
Hesap tutmuştu Kemal Kılıçdaroğlu’dan kurtulunmuştu, sıra da Mansur Yavaş vardı, zira 2024 seçimlerinden sonra Ekrem İmamoğlu ile Mansur Yavaş’ın daha da güçleneceği, adaylık iki isim arasında gidip geleceği ortadaydı. İmamoğlu Cumhurbaşkanı Adayı, Özgür Özel Genel Başkan iken bir de Mansur Yavaş’a koltuk bulunamazdı sonuçta. Bu sebeple İstanbul’da ilçe belediye başkanları, meclis üyeleri bizzat İmamoğlu tarafından hazırlanırken, Ankara’da Mansur Yavaş’a bu konfor alanı sağlanmadı. İleride yaşanacak olası kavgada Mansur Yavaş’ı yalnız bırakmaktı amaç.
Ama kaderin üstünde kader vardır dedikleri şey yaşandı. Özgür Özel’in mutlak butlan kararı sonrası yaptığı konuşmada değindiği Ayet-i Kerime gerçekleşti, “Hesap yapanların en hayırlısı Allah’tı”…
Ekrem İmamoğlu en güçlü olduğu dönemde aslında en güçsüz dönemini yaşıyordu. Müfettiş raporları, tanık beyanları bir bir ortaya çıkıyordu ve hakkında çok ciddi yolsuzluk iddiaları ortadaydı. Henüz kamuoyu hakim olmasa da Ekrem İmamoğlu sürece yeterince hakimdi zira gelen müfettişleri, incelenen dosyaları, ifade verenlere sorulan soruları biliyordu. Yani yakalanmıştı…
Tam da burada yeni bir plan yapıldı yolsuzluk nedeniyle tutuklanması Ekrem İmamoğlu’nu bitirirdi ve buna bir kılıf hazırlanmalıydı. Henüz seçime 4 yıldan uzun zaman varken, birden Cumhurbaşkanı adayı belirlemek üzere yola çıkıldı. Kimse anlayamamıştı olayı ama hedef zaten anlaşılması değildi. Hedef Ekrem İmamoğlu Cumhurbaşkanı adayı olacak, soruşturmalar başlayınca Erdoğan rakibini tutukluyor diye algı yapılacak kamuoyu yönlendirilecekti. Açıkçası 2000’lerde kamuoyu yönlendirme de ve algı yürütmede FETÖ ve AK Parti çok başarılı süreçler geçirmişti ama Ekrem İmamoğlu bu konuda çok daha başarılıydı. Samanyolu TV günlerinden hatıra mıdır? Yoksa kopyası olduğu TonyBlair’den çok etkilendiğinden midir bilinmez ama Ekrem İmamoğlu bu konuda çok başarılı bir isim.
Hesaplayamadığı şey tutuklanmasıdır muhtemelen. Çünkü Cumhurbaşkanı adayı olunca AK Parti tutuklamaz ama soruşturma dosyalarını açar itibarsızlaştırmaya çalışır, İmamoğlu da kamuoyu oluşturma gücünü kullanarak aday olduğum için iftira atıyorlar algısıyla süreci yürütürdü. Ancak hesapladığı gibi olmadı ve tutuklu yargılanmasına karar verildi. O içeride olunca kimse süreci yönetemedi, duruşma günlerinde yapmaya çalıştığı halka seslenme çabalarını bir kenara bırakırsak mimik, jest, davranış, ikna kabiliyeti ve hitabet yeteneğini kullanamaz oldu.
Operasyonlar birbirini kovalarken her taşın altından bir leş ortaya çıktı. Çok çirkin özel hayatları bir kenara bırakırsak iş karşılığı delege tavlama, para karşılığı adaylık satın alma olayları bir bir ortaya çıktı. Kimse Mutlak Butlan’ı şok edici karşılamadı, herkes her şeyi biliyordu. CHP savunma moduna geçti. Saray edebiyatı, 5’li çete muhalefeti yapılırken, “100 Bin Dolar ile tatile gittim” gibi absürt savunmalar birbirini kovaladı.
Ekrem İmamoğlu için yolun sonu geldi. Özgür Özel ise zaten çok vasıflı değildi sadece güzel kulis yapıyor, Barış Yarkadaş’ın ifadesiyle kapı ardı diplomasi yürütebiliyordu. Bu da bir yere kadar sürdü ve elinde patladı. Zaten inandırıcılığı da yok, CHP Genel Merkezine halk çağrıldı CHP Bayrağından çok aşırı sol gurup ve partilerin flamaları sallanıyordu. Her sıkıştıklarında İYİ Parti, Zafer Partisi gibi sağ partiler meydana iniyor haklarını savunuyordu. Ancak sağ alerjisi olan mutlak butlanla görevsiz kalan CHP’liler HDP’ye teşekkür ediyor, sağ seçmeni görmezden geliyordu. Ne olacak göreceğiz, ancak dosyadan çıkan her evrak Özgür Özel’in bitmesine, Kılıçdaroğlu’nun her açıklamasında koltuk sevgisinin aşikar olmasına sebep olacak. Birbirlerine düştükleri her gün Meral Akşener’in haklılığına tanık olacağız…
Diyeceğim o ki, Türkiye’nin 2018’den bu yana sigortası İYİ Parti’dir bu Meral Akşener dönemi de böyleydi Müsavat Dervişoğlu dönemi de öyle devam ediyor. Son olarak İYİ Partiye bir çağrım var, durup durup 2018’de verdikleri milletvekillerini dile getiriyorlar, İYİ Partinin seçime girmesi onların da işine gelmiyormuş gibi yaptıklarını sandıkları iyiliği sürekli yüzünüze vuruyorlar. Bir çağrı yapın borcunuzu ödeyin, Kılıçdaroğlu’nu tanımayan milletvekillerini ve Özgür Özel’i; tüzüğe uymak, PKK ve uzantılarıyla aralarına mesafe koymak, Atatürkçü çizgiden uzaklaşmamak kaydıyla İYİ Parti çatısı altında yer verebileceklerini açıklasınlar, borçlarından kurtulsunlar…